29 Temmuz 2012 Pazar
Çarın Laneti - Jasper Kent
Jasper Kent, Danilov beşlisinin üçüncüsünde yine Rusya ve vampir konusunu işliyor. Bu sefer 1855 yılındayız ve Fransız, İngiliz, Osmanlı, İtalyanlar Rusya'ya Karadeniz üzerinden saldırıyorlar. Sivastopol ve Kırım müdaafaları eşliğinde ikinci kitapta toprak altına gömülen vampirler günyüzüne çıkıyor ve kendilerine büyük işkence eden ve sonradan kendisi de vampir olan "Cain" öc almak üzere Moskovay-'ya yola çıkıyorlar. Aleksey ve Dominika, ikinci kitabın sonunda Sibirya'ya sürgüne gönderilmişti. bu kitabın sonunda çok az bir görünüyorlar. Bu kitabın asıl kahramanları Yudin (veya daha çok bildiğimiz adıyla Yudin), Aleksey'in oğlu Dimitry ve Aleksey'in kızı Tamara. Tamara özellikle 1812, 1825 ve 1855 yılında meydana gelen birbirine benzeyen cinayetleri araştırır. Bütün ipuçları Aleksey'i göstermektedir!
Sürpriz bir sonla biten kitap, dördüncü kitaba yol açmaktadır. Kitap anlatımı olarak ilk 2 kitap gibi çok sürükleyici. Elinize aldığınızda çok hızlı bir şekilde bitirebiliyorsunuz.
Rusya'nın tarihi şavaşlarının fonunda bir vampir öyküsü formatı, ilk iki kitabın gölgesinde kalmış. Çok fazla bir yenilik getirmemiş! İlk kitapta bu çok inovatif bir fikirdi. İkinci kitapta ise vampirlere yapılan detaylı deneyler ve vampirler üzerindeki etkileri bende J.K. Rowling'in büyücüler ve cadılar dünyasını detaylıca tanıtmasını andırdı. İlk iki kitapta kitabın lokomotifi olan Aleksey Danilov'un olmaması belki bu etkiyi yarattı. Umarım sonraki kitapta bu eksiklik telafi edilir!
8 Temmuz 2012 Pazar
Imprimatur - Rita Monaldi & Francesco Sorti
Basılan her kitap, adını özdeyişin kelimelerinden alıyor. Şu ana kadar Türkiye'de sadece ilk iki kitap yayınlanmış. Imprimatur ve Secretum. (Malesef Secretum tükenmiş durumda. :-((Ben kolay kolay bulamadım. Nadir Kitap imdada yetişti. :-))
Konu, 1683 tarihindeki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, Viyana önlerindeki kuşatması sürerken, Roma içerisindeki bir handa kalan bir Fransız soylusunun ölmesi sonrasında yaşananlar. (Cümle uzun, konu kısa :-))
Handa ölen Fransız soylusunun kuşkulu ölümü, o zamanın en büyük belası Veba nedeniyle hanın karantina altına alınmasına sebep olur. İçeride kalan konuklar, hancı ve çırak (bu hikayenin anlatıcısı) dokuz günlük bu karantina sırasında yaşadıkları, zamanın çalkantılı siyaset hayatı ve Roma'nın imparatorluk zamanından yapılmış yeraltı tünelleri ve hikayeleri kitabın konusunu oluşturmaktadır.
Papa, XI. Innocentius'un büyük destekleri ile haçlı ordusu Osmanlı ordusunu yenilgiye uğratır ve kuşatma kalkar. Tüm avrupa!da yaşanan bir sevinç dalgası ile han üzerindeki karantina da kalkar.
Kitap, özellikle Fransa Kralının bir casusu olarak handa bulunan kastrato rahip Atto Melani ve çırak üzerinden ilerler. Rahip, çırağın elinden tutup hem ona ustalıklarını aktarmak hem de han da yaşanan gizemlerin sebeplerini bulup göstermek istemektedir. (Gerçek amacı bu mudur casus rahibin?!)
Kitap, bir handa karantina altındaki konukları anlatsa da onların yaşadıkları ve o dönem yaşanan siyasi durumlar nedeniyle çok katmanlı bir kitap. Vatikan ve Papa, Fransa ve 14.Louis iki önemli siyasi karakterlerdir bu romanda ele alınan. Hikayenin anlatımı (her ne kadar yazarlar kabul etmese de!) Umberto Eco'nun ünlü romanı "Gülün Adı'nı" çağrışmaktadır. Bir ölüm ve sırları keşfetmek için dedektif bir rahip ve çırağı! Gülün Adı'nda hikaye 7 güne bölünmüş olarak sunulurken, Imprimatur'da olaylar 9 gün içerisinde geçiyor. Çok fazla benzerlik! Anlatım şekli de Umberto Eco ile benzerlik gösterir. Bir olay anlatılırken o dönemdeki olaylar da önemli karakterler ile anılarak anlatılır. (Okuyucu için oldukça zorlayıcı ve tam anlamıyla konsantre olup takip etmesini gerektirir.)
Veba, kitapta çok önemli bir yer tutuyor. "Veba"yı biyolojik bir silah gibi kullanmayı düşünen 14. Louis! Veba'nın tarihte tedavi örnekleri, ve baş müfettiş Foquet'in Veba'nın yok edilmesi ile ilgili müthiş buluşu!
Gelelim kitabın sevdiğim yanlarına;
Öncelikle kitap bir müzik CD'si ile birlikte gelmekte. Kitabın hangi sayfasında CD'den hangi parçanın çalınacağı belirtilmiş. Bu yüzden kitabı okurken aynı zamanda kulağa da hitap eden klasik müziğin tınılarını dinliyorsunuz. (Çok hoş ve inovatif buldum!)
Kitabın sonundaki kaynakça kısmı beni çok etkiledi. Çok fazla araştırma yapıldığını ve tarihi bir roman yazarken düş gücün ötesine tarihi gerçeklere değinmenin zorluğu, yazarın (ların) ne kadar titiz ve derin bir çalışma yaptığını göstermektedir. Bundan önce Michael Crichton'un " Zaman Tüneli" kitabı da benzer derinliği ile beni etkilemişti.
Kaynakçanın bir diğer güzel kısmı sadece bir liste olarak bırakılmayıp, kitabın anlatıcısı tarafından gerçekten araştırma yapılırken referansları ile birlikte sunulmasıydı. Kaynakça kısmını da roman içerisine dahil edilmiş. (Bu da inovatif bir yaklaşım, bence!)
Yazarlar, kitapta gerçekten bu kitabın yazarı olarak geçen tarihi bir kişilik olarak romana geçmişler. Sanki tarihte yaşayan bir kahraman olarak hikayeye eklemişler kendilerini. :-) Eserlerinde yazarın kendi isminin geçmesi daha önce de kullanılan bir teknik, burada da çok güzel olduğunu belirtmek isterim.
Kitap, "Yenik düşenlere" ithaf edilmiş. Herkesin bildiği tarih, güçlülerin ve kazananların tarihidir. Bu arada hakkı yenilmiş, ve güçlüye baş kaldırmış nice karakter de ne yazık ki bu tarih içerisinde "yenik" yaftasını alarak ya hiç bahsedilmeemiş ya da tam tersi bir anlayışla tanıtılmıştır. İşte bu kitap da tarihte kötü ve başarısız diye etiketlenen iki önemli şahsiyeti başka bir gözle tanımamızı sağlıyor. Elde edilen belgelere göre hiç de tanıtıldığı gibi olmayan bu iki karaktere "Atto Melani ve Foquet" ithaf ediliyor. Biri casus yaftası altında değeri çok fazla verilememiş bir rahip, diğeri ise 14. Louis zamanının Baş müfettişi. Kralı bile kendisine sırtını dönüp, onu bir zindanda hapsettirmiş!
Kitabın sonunda özellikle Papa XI.Innocentius hakkında detaylı bir bölümle aslında hiç de görüldüğü gibi bir kutsal kişi olmadığı , hatta azizliğin yanından bile geçmediği belgeleniyor. Kendi ve ailenin parasal çıkarları için görünüşte Yahudilere bankacılığı yasaklıyor! Onun ötesinde Protestan bir krala İngiltere'yi işgal etmesi sırasında maddi destekte bulunuyor. (Oranje'li Willem) Hatta bu destek ile İngiltereyi istila edip İngiltere'nin protestan olmasını sağlıyor ve Papalığın başındaki Katolik kilisesinden ayrılmasına sebep oluyor! Enteresan!
Yine kitabın sonunda yazarlar, eserleri hakkında gelebilecek benzetme ve eleştirileri yine hikayeye bağlı bir şekilde yapıyorlar. Olayın kapalı bir mekanda (Han) bir ölüm ile süslenmesi ve öldürenin de handa kalanlardan birisi olma ihtimali, Agatha Christie'nin ünlü dedektifi Hercule Poirot romanlarını çağrıştırmakta olduğunu belirtmişler. Aynı şekilde benim en başta yaptığım Gülün Adı romanındaki Baskerwille'li William ve Melk'li Dom Adso benzetmesi yerine Sherlock Holmes ve Dr. Watson benzetmesi uygun bulunmuş!
Sonuçta kitap çok bilgiler veren çok güzel bir kitap, fakat okuyucunun da sabırla olayları takip edebilmesini gerektiriyor! Okurken zorlanabildiğiniz, ama tamamlandığında iyiki okumuşum dediğiniz bir kitap!
22 Mart 2011 Salı
Kutsal Kefen - Julia Navarro
Kutsal Kefen
İsa peygamber gömülürken sarıldığı belirtilen kefen Torino'da San Giovanni Battista Katedralinde sergilenmektedir. Arka arkaya yaşanan yangınlar, polis şefi Marco Valoni'nin birilerinin kefeni kaçırmaya çalıştığını düşündürür. Tüm ipuçları Urfa'daki (yine Urfa!) gizli bir hiristiyan bir topluluğa götürür. Öte taraftan yinr tapınak şövalyeleri ile kefen arasında bir bağlantı bulunur. (Yine efsanevi tapınak şovalyeleri)
Roman iki koldan devam ediyor. Yazar, bir taraftan günümüzde yaşanmakta olan kefeni kaçırmaya çalışan dili kesik hırsızlarla Urfa arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarmaya çalışıyor. Diğer kolda ise İsa'nın ölümünden günümüze kefenin tarih boyunca izlediği yol ve maceralar anlatılıyor. Kefen'in orta asyadan, Urfa- İstanbul, Fransa, Portekiz, İtalya, ve İskoçya gibi coğrafi bölgeler arasındaki yolculuk yaşanan tarihi olaylar çerçevesinde anlatılıyor.
Yazar, bence güzel bir konuyu yine popüler bir mit olan tapınak şövalyelerine bağlayarak garantili bir satış grafiği sağlamış olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki Tom Knox romanlarından sonra bana biraz daha zayıf bir kitap olarak geldi. Özellikle tüm düğümün çözüldüğü son bölüm çok basit ve artık bitirelim havasında tamamlanmış gibi. Kitap bittiğinde yine tarih konusunda yeni şeyler öğrendiğim için sevdim ama dediğim gibi bu kitap itibarı ile Julia Navarro bir Tom Knox değil. Ama Kutsal kefen derinlemesine işlenip açık ipuçları için güzel önermeler getirmiş. Bu arada tarih konusunda açıklık getirmiş. Adeta kefenin tarih boyunca yaptığı yolculukta beraber seyahat etmiş gibi oluyor okuyucu.
Özellikle kafamızı kurcalayan kimsenin pek görmediği ama bildiği aileleri (Rockafeller, Rotchild, ...) tapınak şövalyelerine bağlamış. Böylelikle uzun bir zaman boyunca büyük bir hazineye hükmeden tapınak şövalyelerin aslında tarihten silinmediğini, günümüzde hala devletler üstü bir konumda dünya politikasını etkileyen bu aileler oldukların altını çizmiş.
Kitapta özellikle Fransa kralı ve Papa'nın nasıl işbirliği yapıp tapınak şövalyelerini nasıl tarihten sildikleri detaylıca anlatılmış.
Hoşuma giden bir konu ise İtalyan dedekiflerden birisinin Urfa'da bulunan gizli örgütün Hiristiyan olmasının çok şaşırtıcı olmaması gerektiği çünkü Atatürk'e teşekkür ederek Türkiye'nin laik bir ülke olduğunu belirtiyor! :-)
Belki yanlış zamanda okuduğum için çok başarılı bulmadım, bir Dan brown veya bir Tom Knox okumasaydım çok daha memnun olabilirdim. Ama yine de Kutsal kefen konusunda derinlemesine bilgi veriyor. Tarihte geçen kısmı çok daha güzel iken günümüzde geçen kısmı çok yavan kalmış. :-(
17 Ocak 2011 Pazartesi
The Marks Of Cain - Tom Knox
Tom Knox, “Yaratılış Sırrı” kitabındaki formülü bu kitapta da aynen uygulamış. Hangi formül diye soracak olursanız!; Bir tarafta işkence ile öldürülen insanlar, seri cinayetler. Diğer tarafta tarihten gelen bir takım bilgilerin belli bölgelerde izdüşümlerinin incelenmesi. 2 hikaye sonlara doğru birleşip yüksek oktanlı bir sonla bitiyor. J Dan Brown’un özellikle popüler hale getirdiğini düşündüğüm tarihteki olaylardan destek alıp, günümüzde bir gizi ortaya çıkaran romanlardan diyebiliriz. Bunu romanı küçümsemek için değil, tersine kesinlikle bilmediğim bir çok şey öğrendiğim ve zevkle okuduğum bir kitap oldu. Kitabın ne yazık ki Türkçe basımı yok şu anda. İngilizce versiyonunu okudum. Türkçeye çevrilme olasılığı çok yüksek. (Umarım ilk kitapta yaşanan Türkçe imla hataları bu kitapta yaşanmaz temennisi ile özetine geçelim. J)
16 Ocak 2011 Pazar
Şah&Sultan - İskender Pala
Yavuz Sultan Selim ile Şah ismail arasındaki mücadele, her iki tarafın bakış açısıyla anlatılmaktadır. Reha Çamuroğlu'nun "Şah İsmail"inde Şah İsmail tarafından anlatılan tarihi olaylar bu sefer her iki tarafın bakış açısıyla anlatılmıştır. Her iki tarafın iktidar olmaları aşamaları, savaşları, mücadeleri anlatılmıştır. Bu arada her iki tarafın "Taçlı Hatun" Bihruze'ye karşı duyulan sevgi, kitabın en önemli olaylardan biridir.
Kitapta her bölüm bir beyitle başlamaktadır. Selim, Selimi mahlasıyla yazmıştır. Şah İsmail'in beyitleri ise Hıtay ellerin sahibi anlamına gelen "Hıtayi" mahlasıyla yazılmıştır. Fakat Çaldıran şavasında büyük hata yaptığını kabul ederek "Hatayi" mahlasıyla yazmaya başlar.
Kitapta karşıtlıklar, ikilemler sorgulanmış, irdelenmiştir. Yavuz - İsmail, Sultan - Şah, Bihruze - Gülizar Begüm , Kamber - Hüseyin, Sevgi - Aşk, Sevgi - Kıskançlık anlatılmıştır. Şah İsmail'in bakış açısını Kamber tarafından; Osmanlı bakış açısını da yine bir kızılbaş olan Hüseyin Can tarafından dile getirilmiştir. Bu tarihi romanda savaşların ortasında yaşanan aşk ve sevgiler Taçlı Hatun Bihruze ağırlıklı olarak yaşanmıştır. Ömer, Yavuz Sultan, Şah İsmail, Kamber hepsi de güzelliği dillere destan Taçlı Hatun'a aşık olmuşlardır.
Kitapta her bölüm bir beyitle başlamaktadır. Selim, Selimi mahlasıyla yazmıştır. Şah İsmail'in beyitleri ise Hıtay ellerin sahibi anlamına gelen "Hıtayi" mahlasıyla yazılmıştır. Fakat Çaldıran şavasında büyük hata yaptığını kabul ederek "Hatayi" mahlasıyla yazmaya başlar.
Kitapta karşıtlıklar, ikilemler sorgulanmış, irdelenmiştir. Yavuz - İsmail, Sultan - Şah, Bihruze - Gülizar Begüm , Kamber - Hüseyin, Sevgi - Aşk, Sevgi - Kıskançlık anlatılmıştır. Şah İsmail'in bakış açısını Kamber tarafından; Osmanlı bakış açısını da yine bir kızılbaş olan Hüseyin Can tarafından dile getirilmiştir. Bu tarihi romanda savaşların ortasında yaşanan aşk ve sevgiler Taçlı Hatun Bihruze ağırlıklı olarak yaşanmıştır. Ömer, Yavuz Sultan, Şah İsmail, Kamber hepsi de güzelliği dillere destan Taçlı Hatun'a aşık olmuşlardır.
7 Ocak 2011 Cuma
Tiffany'de Kahvaltı - Truman Capote
Holly Golightly, Truman Capote’nin yaratmış olduğu hayatı ciddiye almayan, yarın nerede olacağını ve ne yapacağı belli olmayan, sırf bu yüzden kartında mesleği bölümünde “Gezgin” seçen muhteşem bir karakter. Hayatı ciddiye almadığı, her akşam eve geldiğinde unuttuğu ev anahtarı için komşularının ziline basmakta bir sakınca görmemesinden anlaşılmakta. Normal insanlar da anahtar unutabilir ama her akşam bunun tekrarlanıyor olması komşular için ciddi rahatsızlık anlamına gelse de , Holly’e hiç bir sıkıntı vermemektedir.
Holly’nin hikayesini, yine kapı önünde çaldığı komşulardan biri olan yazardan dinliyoruz. Kendi yaşından büyük, hatta çirkin denebilecek insanlarla partiler yapan, Holly’nin uçarı davranışlarından herkes gibi onların da şikayetçi olduğunu anlıyoruz. Fakat anlatılamaz bir çekiciliği, neşesi ve güzelliği sayesinde tüm ziyaretçileri kapısında kul köle ettiğini görebiliyoruz.
19 Aralık 2010 Pazar
Thirteen Years Later - Jasper Kent
Jasper Kent, 5 kitaplık serinin ikincisinde, ilk kitapta geçen olaylardan 13 yıl sonrasını, 1825 yılı yine Çarlık Rusya’sını anlatıyor. Daha önce de yaptığı gibi vampirleri, tarihi olaylar içerisine çok güzel serpiştiriyor.
Artık Fransa, Rusya’dan çekilmiştir. Çekilmekle kalmayıp, takip halindeki Rusya askerleri Paris’e kadar girmişlerdir. Orada gerçekleşen Fransız Devrimin sonuçlarını bizzat gözleri ile şahit olmuşlardır. Aynı şeyi Rus Çar’ı 1.Alexander da görmüştür. Daha önce reformist diye adlandırılan Çar, bu seferden sonra saltanatının devamı açısından daha katı bir politika izlemiştir. Bu katı politika sonucunda özellikle asker içerisinde daha özgürlükçü bir yapı isteyenler, Çar’a karşı ayaklanmayı düşünüyorlardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






